
“İnsan her şeyin ölçüsüdür” düşüncesi antikitede olan bir düşüncedir. Bu düşünce Rönesans zamanında tekrardan keşfedilmiştir. Rönesans’a kadar olan süreçte merkezde Tanrı varken Rönesans’tan sonra artık merkeze insan çekilmeye çalışılmıştır. Bu merkez değişiminden sonra insan artık her şeyin ölçüsüdür perspektifi geliştirilmiştir. Bununla birlikte artık yeni insan tanımları yapılmaya başlanmıştır. İnsan her şeyin ölçüsü ise artık merkezde olan bu yeni insanın tanımı üzerinde anlaşabilmek için yeni yeni insan tanımları yapılmıştır. Gelişi güzel söylenen bir kelime “hümanizm”deki human kimdir? Nedir? sorularına kısaca cevap verilecek olunursa; buradaki human kelimesi, insanı psişe ve biyoloji seviyesinde kabul eden, insanı çok az boyutları ile tanımlayan bir tanımdır ve bu ana akım tanımı eksik nakıs kabul edip yapacağımız bir skalanın ancak en alt seviyesine koyabiliriz bu tanımı. Biz de skalanın diğer ucuna insanı tanımlama adına başka bir human tanımı yapacağız. Skalanın diğer ucuna kötü bir kelime esprisiyle HU-man’ı ekleyebiliriz. O’nun(Kur-an-ı Kerim’deki Hu’ya ithafen) adamı yani insan-ı kamil. Skalanın diğer ucuna şimdilik değinip, ileride bu kavrama daha fazla gönderme yapacağız.
Her yönü ile kısıtlı ele alınan bu insan, zaman zaman bu kısıtlılığından sanatla çıkmaya çalışmıştır. Bir nevi insan tabiatının aşkınlığa olan talebinin yansıması gibi de bakılabilir sanata. Bu insan tipi kısıtlılığını, bugünkü teknoloji ile aşmaya çalışıyor. Kendisini psişe ve beden kabul ettiğinden ölümsüzlüğü de bu seviyelerde arıyor. Bugünkü teknoloji bu tarz bir vaade kapı açacak seviyelere yavaş yavaş geliyor. Bu akımın öncü hareketleri Transhumanizm ve Singularity’dir.
Transhumanizm, genetik mühendisliği ve yapay zeka, tıp, nanoteknoloji ve birçok teknoloji yardımıyla insanın fiziksel, zihinsel, Ve bilişsel kapasitesini artırmayı ve sorun olarak görünen ölüme karşı çözüm üretmeyi hedefleyen bir akımdır lakin Ray Kurzweil transhumanizm kelimesine karşı çıkmaktadır. İnsan zaten sürekli olarak halden hale geçtiğinden ekstradan transhumanizm demenin bir manası yoktur, human kelimesi yeterlidir diyor.
Buraya kadar ladini bakış açısı ile ele alınan insan tanımı ve bu tanıma endeksli bakış açısını ele aldık. Diğer yandan biz insanı nasıl ele alıyoruz? Şimdilik sıfatlar üzerinden giderek ilk vasfı olan halifeliği ele alabiliriz. Halifelik vasfı ise düzenleyen tertip eden çekip çeviren manaları taşımaktadır. Bu çekip çevirme yapılırken “müdahaleler” de söz konusu olmaktadır. “İnsan her şeyin ölçüsüdür” düşüncesinin hakikate bakan yüzü halifeliktir.
İkincisi insan Kurzweil in kastettiği beden ve psikolojik olarak sürekli yeni bir hal üzeredir lakin bu yine çok nakış bir bakıştır. Bu tarz değişimlerin yanında insan beşer seviyesinden insan-ı Kamil’e kadar da değişebiliyor ve rasyonel seviyeden. suprarasyonel seviyeye geçiş yapabiliyor . Bu dikey çıkışı bağıntılandırdığımız ayet ise “Biz insanı ahsen-i takvimde yarattık” ayetidir. Ayette “Biz insanı ahsen-i takvimde yarattık” deniliyor lakin orada bıraktık denilmiyor. Geri dönenler için insan-ı kamil tabirini kullanabiliriz lakin, bu aşağı inme meselesin de biyolojinin de bir payı olabilir mi? Bu sorunun cevabı bakış açımızı çok yönlü olarak etkiler.
Böyle bir yönü olmasa dahi şu soru rahatlıkla sorulabilir: insan halife olması hasebiyle çekip çevirendir, müdahele edendir dedik peki bu müdahale de kendi bedeni de bu müdaheleden pay alacak mıdır? Bu konuya yaklaşımımız ne olmalıdır?
Theseus’un Gemisi
Theseus’un Gemisi, felsefede, bütün parçaları zaman içinde değişmiş bir şeyin hâlâ aynı şey olup olmadığı sorusunu soran bir paradoks ve düşünce deneyidir.
Plutarkhos’un aktardığı Yunan efsanesine göre, Girit’ten muzaffer dönen Theseus’un gemisi Atina’da hatıra olarak uzun süre muhafaza edilir. Zamanla geminin tahtaları çürüdükçe yenileriyle değiştirilir. Öyle ki, bir gün geminin değiştirilmedik hiçbir parçası kalmaz. Bu durumda gemi hâlâ Theseus’un gemisi sayılır mı, yoksa başka bir gemi hâline mi gelmiştir sorusu ortaya konur. Gemi, antik filozoflar için tartışma konusu olmuştur.
Girit’den Theseus ve Atina gençlerinin dönüş yaptığı gemi otuz kürekliydi ve Atinalılar tarafından Demetrius Phalereus’un zamanına kadar korundu. Eskimiş tahtaları çıkarıp yerlerine yeni ve daha güçlü ağaçlar yerleştirerek gemiyi korumuşlardı. Bu nedenle bu gemi, büyüme konusundaki mantıksal sorunların filozoflar arasında bir örnek haline gelmiştir; bir taraf geminin aynı kaldığını iddia ederken, diğer taraf geminin aynı olmadığını savunuyordu.
Herakleitos’a göre, varlıklar sürekli değişmektedir. Bu nedenle yukarıdaki konu bir paradoks değildir, Theseus’un gemisi daha Atina’ya vardığı günün ertesinde farklı bir gemi olmuştur.
Aristo’ya göre bir varlığı tanımlayan dört neden vardır. Şekilsel neden veya şekil, bir varlığın görünüşü, tasarımıdır. Maddesel neden, maddesidir. Aristo’ya göre bir şeyin neliğini şekilsel neden tanımlar, dolayısıyla Theseus’un gemisi, aynı gemi olarak kalmıştır, zira şekli değişmemiştir. Aristo’nun diğer bir nedeni nihai neden veya maksattır. Theseus’un gemisinin tahtaları değişse de maksadı (Theseus’u taşımak) değişmemiştir, hâlâ aynı gemidir. Son olarak etkin neden bir şeyin kim tarafından ve nasıl yapıldığıyla ilgilidir. Örneğin, bir geminin hangi tür ustalarla, ne tür aletlerle yapıldığı. Theseus’un gemisini ilk yapan ustalar ve onların aletleri, gemiyi onaranlarla aynı olduğu için, bu neden açısından da gemi aynı kalmıştır.
Geminin hâlâ Theseus’un gemisi olduğunu söyleyenlere karşı ikinci bir soru daha ortaya atılmıştır: Değiştirilen tüm parçalar bir tarafta saklansa ve bunlar kullanılarak ikinci bir gemi yapılsa, bu Theseus’un gemisi olur mu?
Wikipediadan yaptığımız Theseus’un gemisi bir paradoks ve düşünce deneyidir. Biz burada insan bedenini Theseus’un gemisi gibi kabul edip sorularımızı soracağız. Bilindiği üzere gözlük dahi transhumanist bir hareket kabul edilebiliyor. Biz de sorumuzu konu üzerinde şunları sorabiliriz.