Theseus’un Gemisi
Şubat 28, 2026
Hepsini Göster

Rüya Mühendisliği

Philip K. Dick’in hikâyesinden uyarlanan 1990 yapımı Gerçeğe Çağrı (Total Recall) filmi, insanlara yapay anılar ekilmesini etkileyici bir biçimde ele alır. Böyle bir şey hâlâ bilimkurgu olsa da yakın gelecekte bu durumu değiştirmek için başta Harvard ve MIT olmak üzere birçok üniversitede bilim insanları çalışmalarını sürdürüyor. Rüya mühendisliği kavramı, artık kurgunun değil bilimin alanına girdi.

Ortalama insan ömrünün üçte biri uykuda geçer. İnsan hayatının bu kadar önemli bir kesitini içinde geçirdiği uyku, beynin bu süreçte tamamen pasif olduğu kabulünden dolayı bilimin araştırma sahasına girmekte oldukça gecikti. 1929 yılında Hans Berger’in geliştirdiği, beyin dalgalarının elektriksel yöntemlerle gözlemlenebilmesine yarayan elektroensefalografi (EEG) tekniği, beynin ne zaman aktif ne zaman pasif olduğunu anlama adına bir dönüm noktası oldu. Bu tekniği kullanan Nathaniel Kleitman ve öğrencileri, 1953 yılında insanların uyku sırasında geçirdiği farklı evreleri tespit etti. Bu evrelerden “hızlı göz hareketleri” (Rapid Eye Movement – REM) evresinde beynin neredeyse uyanıkken olduğu kadar aktif olduğu keşfedildi. Rüyaların, 5-30 dakika arası süren ve gece boyunca tekrar eden bu evrede gerçekleştiği öngörüldü.

Hipnagoji, bilincin tam uyanıklık durumundan uyku durumuna geçişi sırasındaki hâline verilen isimdir. (Önceki yazımda değindiğim gölge ve güneş arasında kalma konusuyla irtibatlandırmak mümkün; uyku ile uyanıklık arası.) Hipnagoji safhasında insan bilinci çözülmeye ve gerçekliği bir arada tutan kimyasını kaybetmeye başlar; bir nevi serbest çağrışım durumu olarak da görülebilecek bu safhada hisler, kavramlar ve sesler birbirine karışmaya başlar. İnsan, nesneler ve kavramlar arasında tam bilinçliyken kuramadığı bağları bu esnek hâlde kurmaya başlar. İşte tam bu yüzden Thomas Edison, Salvador Dalí (bir rivayete göre Einstein da) kendilerince geliştirdikleri bazı tekniklerle bu bilinç durumunu keşif, buluş ya da yaratıcı süreçler için kullanmaya çalışmışlar. Örneğin Thomas Edison, oturduğu sandalyede uykuya dalarken elinde tuttuğu metal bilyenin yere düşmesiyle kendini “doğru zamanda” uyandırmaya çalışmıştır. Bu sayede hipnagoji aşamasında zihnin yakaladığı yeni bağlantıları hatırlamaları mümkün olmuştur. Bu tekniği modernize eden MIT öğrencisi Adam Haar Horowitz, “Dormio” isimli projesinde modern teknolojiden de yararlanarak insanların hipnagoji aşamasında daha uzun kalmalarını başardığını iddia ediyor.

Dormio projesi

Henüz emekleme aşamasında olan “rüya bilimleri”, mühendislik yaklaşımlarını da kullanarak insanların rüyalarını kontrol etmesini hedefliyor. Örneğin, Berrak(Lucid) rüya hali üzerine çalışan bilim insanları bu rüya halindeki insanlarla dışarıdan iletişim kurmayı başardıkları deneylerin sonuçlarını paylaştılar.  Bunu neden yapmak istiyorlar diye aklınıza bir soru gelirse: en önemli sebep, intihar eğilimli bireylerin ve farklı mental bozuklukları olan kişilerin rüyalarla pozitif gelişme gösterdiğine ilişkin bulgulardır. 

Ebû Hüreyre’nin (r.a.) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Rüya üç çeşittir: (Birincisi) Allah’tan bir müjde olan salih rüyadır. (İkincisi) şeytandan kaynaklanan üzücü rüyadır. (Üçüncüsü ise) kişinin yaşadıklarından bazılarının rüyasına yansımasıdır…” (Müslim, Rü’yâ, 6)

Bilimin açmaya çalıştığı “kontrol” yolu bu üç rüya çeşidinden birine mi yakın yoksa insanları aslında “rüya olmayan” başka bir yere mi çıkaracak?

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir